8 Kasım 2022

Hayatın her alanını kuşatan teknoloji, sanat dünyasında da kendine yer buluyor. Yüzyıllardır insanlık tarihiyle birlikte sürekli değişim ve gelişim gösteren sanat, bugün teknolojik imkanlarla yeniden şekilleniyor. Dijital teknolojilerin daha ulaşılabilir hale gelmesiyle sanatta yeni anlatım biçimleri ortaya çıkıyor. Günümüzde el ele ilerleyen sanatın ve teknolojik imkanların bir araya gelmesiyle oluşan dijital sanat, geleneksel sanattan bayrağı teslim alıyor. Peki geçmişten günümüze dijital sanat nedir? Dijital sanat örnekleri nelerdir?

Teknoloji Çağında Estetik Anlayışı: Dijital Sanat

Bilgisayar ve tablet gibi teknolojik aletlerin kullanılması veya müdahalesiyle ortaya çıkan sanat eserleri, dijital sanat kavramını oluşturuyor. Bilgisayar veya tablet kullanılarak yaratılmış her türlü resim, fotoğraf, tablo, video, müzik ve film gibi fiziksel olmayan sanat ürünleri dijital sanat olarak karşımıza çıkıyor.


Dijital teknikler sanatçılar tarafından araç, ortam veya konu amaçlı olarak kullanılabiliyor. Fotoğrafların rötuşlanması veya video montajı gibi durumlarda dijital imkanlar araç olarak kullanılırken; yerleştirme, sanal gerçeklik (VR), artırılmış gerçeklik (AR) ve genişletilmiş gerçeklik (XR) teknolojinin sanat için ortam olarak kullanılmasına örnek oluşturuyor. Sanatta dijital konuların bağlantılı şekilde kullanılması ise yapay yaşam, oyunlar, metin ve anlatı ortamları gibi örneklerle karşımıza çıkıyor.


Sanal gerçeklik sayesinde resim sanatçıları eserlerini tamamen dijital ortamlarda, dijital paletlerle ve fırçalarla sonsuz renk seçeneğiyle oluşturabiliyor. Artırılmış gerçeklik sayesinde fiziksel olmayan ürünler gerçek dünyaya yerleştirilebiliyor. Günümüzde bu teknolojiler o kadar ilerlemiş durumda ki restoranlarda dahi örnekleri görülebiliyor. Yemek tercihinizi yapmadan önce menüde yer alan linkler yardımıyla yemeklerin gerçek boyutlarını ve şeklini sanki masanıza getirilmiş gibi görüntüleyebiliyorsunuz.


Yapay zeka teknolojileri de dijital sanatın gelişmesinde önemli rol oynuyor. Yapay zeka, geçmişteki uygulamaları öğrenerek insan zekasını taklit edebiliyor. Sahip oldukları verileri işleyerek farklı sanat eserleri ortaya koyabiliyor.

Dijital sanatın geleneksel sanattan ayrılan yönleri

Dijital sanat ve geleneksel sanat yaratıldıkları ortam bakımından birbirlerinden ayrılıyor. Geleneksel sanatta gerçek fiziksel araçlar kullanılırken dijital sanatta malzeme tamamen teknolojik ürünlerden oluşuyor. Yalnızca bir bilgisayar aracılığıyla dijital sanat eserini yaratmak için ihtiyaç duyulan tüm malzemelere ulaşılabiliyor. 


Dijital sanat ortamında yapılan hatalar tek bir tuşa basarak hızlıca geri alınabiliyor. Dolayısıyla Dijital sanat ortamında yapılan hatalar tek bir tuşa basılarak hızlıca geri alınabiliyor. Dolayısıyla deneme yanılma seçeneği geleneksel sanata göre çok daha fazla. Hata yapmanın maliyeti olmadığı için sanatçılar çok daha özgür ve yaratıcı hareket edebiliyor.


Dijital ortamlarda üretilen sanat eserlerini muhafaza etmek, geleneksel eserlere kıyasla daha kolay. Üstelik eserler yine tek bir tuş sayesinde kolay ve hızlı şekilde çok sayıda insana ulaştırılabiliyor. Dijital ortamda sergiler de yaratılabiliyor.


Dijital eserler, NFT (“nitelikli fikri tapu” veya İngilizcedeki adıyla “non-fungible token”) teknolojisiyle sertifikalandırılabiliyor. Dijital eserlerin eşsiz olduğunun tespit edilerek blockchain (blok zinciri) adı verilen bir dijital defterde depolanmasını sağlayan NFT, tıpkı fiziksel eserler üzerindeki fikri hakların korunması mantığıyla işleyen bir sistem.

Dijital Sanat

Türkiye’den ve dünyadan dijital sanat örnekleri

Resim ve heykel sanatçısı Özcan Onur, 1980’li yıllarda Türkiye’yi dijital sanatın ilk örnekleriyle buluşturdu. 1986 yılında İstanbul’da ve Paris’te “Elektropentur” isimli sergisini sanatseverlerin ziyaretine açtı.


Günümüzde ise Türkiye’de dijital sanat denildiğinde akla ilk gelen isim Refik Anadol. Sanatçı, dijital verileri yapay zeka algoritmalarıyla hareketli ve soyut görsellere çeviriyor. 2015 yılında kendi stüdyosunu kuran Refik Anadol, aynı yıl içinde en çok ses getiren çalışmalarından Infinity Room adlı eserini sergiledi. Sergide yapay zekanın bir mekanı yaratmaya çalışması konusu işlendi. Yine aynı yıl Refik Anadol’un, dünyanın ilk görsel data heykeli olan “Virtual Depictions” (Sanal Tasvirler) isimli heykeli ABD’de sunuldu.  Sanatçı, 2018 yılında ülkemizdeki ikinci sergisi “Eriyen Anılar”ı sanatseverlerle buluşturdu. Beyin dalgaları kullanılarak oluşturulan eserleri, sanat dünyasında büyük ilgi gördü.


Dünyadaki ilk dijital sanat eseri ise 1946 yılında, ABD’de bilim insanlarının yarattığı ilk bilgisayar olan ENIAC (Elektronic Numerical Integrator and Computer) ile ortaya çıkarıldı. Bu eserde, silah yapımı gibi alanlar için tutulan veriler estetik amaçlarla kullanıldı. 1950’li yıllarda yine Amerikalı sanatçı Ben Laposky, dalga formlarını kullanarak elektronik görüntüler ortaya koydu. Böylece dijital sanatın ilk adımları atılmış oldu.

Sanatın teknolojiyle etkileşimini gerçekleştiren dünyadaki örneklerden bir diğeri ise Harold Cohen. Sanatçı, 1980’li yıllarda robotik makineyle soyut çizimler gerçekleştirdi. Makine o dönemde yapay zekanın ilk adımlarını attı.


Ülkemizden ve dünyadan derlediğimiz bu örneklerin en büyük ortak noktası, teknolojik imkanların yaratıcıların yolunu açarak sanatın gelişmesinde büyük rol oynamasıdır. Dijital sanatın zamanla hayatın her alanına yayılacağı ve insan beyninin sınırlarını zorlayacağı çok açık bir gerçek. Yaratıcılık, yetenek ve inovasyonun birlikteliğinden keyif almaya devam edecek.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler.