Resim ve heykel sanatçısı Özcan Onur, 1980’li yıllarda Türkiye’yi dijital sanatın ilk örnekleriyle buluşturdu. 1986 yılında İstanbul’da ve Paris’te “Elektropentur” isimli sergisini sanatseverlerin ziyaretine açtı.
Günümüzde ise Türkiye’de dijital sanat denildiğinde akla ilk gelen isim Refik Anadol. Sanatçı, dijital verileri yapay zeka algoritmalarıyla hareketli ve soyut görsellere çeviriyor. 2015 yılında kendi stüdyosunu kuran Refik Anadol, aynı yıl içinde en çok ses getiren çalışmalarından Infinity Room adlı eserini sergiledi. Sergide yapay zekanın bir mekanı yaratmaya çalışması konusu işlendi. Yine aynı yıl Refik Anadol’un, dünyanın ilk görsel data heykeli olan “Virtual Depictions” (Sanal Tasvirler) isimli heykeli ABD’de sunuldu. Sanatçı, 2018 yılında ülkemizdeki ikinci sergisi “Eriyen Anılar”ı sanatseverlerle buluşturdu. Beyin dalgaları kullanılarak oluşturulan eserleri, sanat dünyasında büyük ilgi gördü.
Dünyadaki ilk dijital sanat eseri ise 1946 yılında, ABD’de bilim insanlarının yarattığı ilk bilgisayar olan ENIAC (Elektronic Numerical Integrator and Computer) ile ortaya çıkarıldı. Bu eserde, silah yapımı gibi alanlar için tutulan veriler estetik amaçlarla kullanıldı. 1950’li yıllarda yine Amerikalı sanatçı Ben Laposky, dalga formlarını kullanarak elektronik görüntüler ortaya koydu. Böylece dijital sanatın ilk adımları atılmış oldu.
Sanatın teknolojiyle etkileşimini gerçekleştiren dünyadaki örneklerden bir diğeri ise Harold Cohen. Sanatçı, 1980’li yıllarda robotik makineyle soyut çizimler gerçekleştirdi. Makine o dönemde yapay zekanın ilk adımlarını attı.
Ülkemizden ve dünyadan derlediğimiz bu örneklerin en büyük ortak noktası, teknolojik imkanların yaratıcıların yolunu açarak sanatın gelişmesinde büyük rol oynamasıdır. Dijital sanatın zamanla hayatın her alanına yayılacağı ve insan beyninin sınırlarını zorlayacağı çok açık bir gerçek. Yaratıcılık, yetenek ve inovasyonun birlikteliğinden keyif almaya devam edecek.