Beyşehir Eğirdir

X11: Göllerin Arasından

Konya’dan Isparta’ya tekerlerimizi asfalta değdirmemeye çalışarak ilerliyoruz ve güneybatı yönümüzde mavinin tüm tonlarını yansıtan Göller Diyarı’na ulaşıyoruz…

37°53’06.06”K 30°52’09.43”D

Beyşehir Suyu

Su, canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için en gerekli doğal kaynak. Sanayiler ve insanın kendisi kirliliği yaratarak, sınırlı olan su kaynaklarını tehdit ediyor. Yeryüzündeki suların yüzde 97’si okyanusları, kalan sadece yüzde 3’ü ise tatlı suları oluşturuyor. Bu tatlı suların da yüzde 79’u buzullar, yüzde 20’si yer altı sularıysa; sadece yüzde 1 oranındaki ulaşılabilir sular, tüm suların binde 3’ü olarak, çok ciddi şekilde korunmak zorunda!

Bu ulaşılabilir suların yüzde 52’si göller, yüzde 38’i yeryüzündeki nem, yüzde 8’i atmosferdeki su buharı, yüzde 1’i canlıların organizmalarındaki sular ve kalan yüzde 1 de nehirler ve kaynaklardan oluşuyormuş. Günümüzde artan su ihtiyacı ve mevcut su kaynaklarındaki azalma ve kirlenmeye bağlı olarak, yüzey ve yer altı suyu kaynaklarının önemini daha da artırıyor. İstisnasız tüm su kaynakları korunmalı! Özellikle de Anadolu’nun mavi boncukları, tatlı su göllerimiz.

651 kilometrekarelik Beyşehir Gölü, tektonik ve karstik olaylar sonucunda oluşmuş, Avrupa’nın 3. büyük tatlı su gölü. Civardaki yerleşim bölgelerinin başlıca içme ve sulama suyu kaynağı olmasının yanında, kıyılarındaki zengin yaban hayatın da sebebi.

Hatta; Kuş Cenneti, Anadolu’da sadece bir tane mi, diye de sorabiliriz. Cevabı Beyşehir Gölü veriyor. Şimdilerde zayıflayan Manyas’tan bile daha çok, tam 230 kuş türü uçuyor Beyşehir maviliklerinin üstünde.

Selçuklular, yazlık başkent olarak da burayı seçmişler. Kubadabad’ın haremliği ve tersaneliği olan Kız Kalesi Adası, İç Anadolu’nun “kuş cenneti” olarak biliniyor. Kışın kısmen donan sularına rağmen; on binlerce leylek, martı, ördek, bahri, yalıçapkınları, sumru grupları kasım ayında bile objektiflerimizde görünüyor. Sakarmekelerin kazlarla birlikte göldeki toplam kuş popülasyonu 50 binlere ulaşıyormuş. Özellikle de Beyşehir Gölü’nün 33 adası, av baskısı ve insanlardan biraz uzak olması sayesinde karabataklar, balıkçıllar ve yırtıcılar için beslenme ve kuluçka alanı olarak kalmış. Ünlü belgesel kanallarında Tepeli Pelikan’ın kuluçka kolonilerinin Beyşehir Gölü adalarında olduğunu izlemişsinizdir.

Değişen tonlardaki maviliklerle karışan kuşlar, irili ufaklı adalar, kızıl kumsallar, karstik mağaralar ve bozulmamış bitki örtüsünden başka çok derin olmayan sığ sularda aynalı sazan, kadife, gümüş ve akbalık ile de ilgileniyorlar.

Toros Sıra Dağları’nın bir kolu olan yüksek Anamas Dağları’nın yansıdığı Beyşehir suları, şu anda Milli Park olarak korunuyor. Karadut, Erkek Eğreltiotu, Dağ Lalesi, Haşhaş, Boyacı Kökü, Adaçayı, Kardelen, Lübnan Sediri, Adi Ardıç, Katran Ardıcı, Göknar, Karaçam, Kermes Meşesi, Dişbudak, Ceviz, Sıklamen ve Sarıkokulu da mavinin yanına yeşil ve altın sarısı renkleri katıyorlar.

Anamaslar’ın 2.000 metrelik Dedegül, Kartos, Dumanlı, Naldöken, Dip poyraz zirveleri, X-Class’ımızın pencerelerini tablo gibi doldururken, Beyşehir Gölü’nün deniz seviyesinden 1.115 metre yüksekte olduğunu hatırlatalım.

İçme suyu olarak kullanılabilen nadir kaynaklardan biri olan Beyşehir, balık restoranlarıyla da meşhur.

Anadolu’nun her köşesinde olduğu gibi Neolitik Çağ’dan kalma 8 bin yıllık höyükler, Hititler döneminden anıtlar, kabartmalar, tapınaklar, antik kentler, çeşmeler ve lahit kalıntılarına da rastlıyoruz. Fakat, Selçuklu’ların evleri, kaleleri, sarayları, Osmanlı’nın regülatör baraj sistemine sahip Taş Köprüsü, Çifte Hamam ve Bedesteni, yolu bu taraflara düşenlerin ilgilenebilecekleri Beyşehir adresli noktalar olabilir.

X-Macera’mızın çizgisini Yaka Manastır üzerinden geçirirken, hem otantik hem nostaljik köylerin arasından geçiyoruz.

Eğirdir Gölü

Doğal içme suyu havzası olmasının yanı sıra biyolojik çeşitlilik değerleri bakımından uluslararası öneme sahip Türkiye’nin ikinci en büyük doğal tatlı su gölü, Eğirdir kıyılarında tam tur dönmeye çalışıyoruz.

Avrupa’da 514, Türkiye’de ise 454 farklı kuş türü bulunurken, Türkiye’de bulunan kuş türlerinin 225’i Eğirdir Gölü ve çevresinde barınıyormuş.

Buralardaki menülerde de çeşit çeşit balık var. Kerevit ve sudak türlerinin yurtdışına ihraç edilebiliyor olması, Eğirdir’in su altı zenginliği hakkında fikir veriyor.

Fakat 480 kilometrekarelik Eğirdir Gölü’ndeki özellikle tarımsal kirlilik, koruma alanı olmasına rağmen geleceğini etkilemeye başlamış.

Kuzey kıyılarındaki Hoyran’da bir kıyı tepesindeki kayalarda ve uzun biraz bataklığa dönüşmüş uzun sahilinde Mercedes pikabımızla biraz oynuyoruz. X-Class’ımızın 18 inç jantlarındaki 25 x 12.50 iri M/T lastiklerinin ve dört çekerimize sihir katan arazi vitesli şanzımanımızın kapasitesini en zorlu doğal zeminde gerçek anlamda görüyoruz.

Günün değişik zamanlarında farklı renkler alan, etrafı şeftali ve elma bahçeleriyle çevrili, Sultan ve Karakuş Dağları’nın arasındaki bu derin göl, ana kalker temeli üzerinde yer alan çöküntü oluklarının birbirleriyle birleşmesiyle 916 metre rakımda ortaya çıkmış. Asıl yer altından kaynayan sularla beslenen Eğirdir’in dalgalı görünmesinin sebebi ise çapak, siraz, çiçek, levrek ve sudak balıklarının kuyrukları değil, poyraz rüzgarları.

Orta Toroslar’ın en yüksek tepesi olan Dedegöl Dağı’nın tepesindeki karlar, Büyüksivri tepesine tırmanmak üzere hazırlanan dağcılar, mıknatıs gibi çekse de biz bu sefer sedir ağaçları arasında bir toprak yolda ilerlemeyi tercih ediyoruz.

Doğal Sanatoryum: Kızıldağ

Helva Bayramı ile duymuş olabileceğiniz Kızıldağ Milli Parkı’nın mavi sedir ormanları ve başınızı döndüren bol oksijen üretimi, buranın doğal sit alanı olarak korunmasını sağlamış. Ayrıca ardıç, karaçam, köknar, meşe, kavak, söğüt ve ıhlamur da, sedirlerin arasına farklı renk tonları olarak sanki özellikle serpiştirilmiş. Bu bitki örtüsünün yüzde 15’inin endemik türlerden olduğunu duyuyoruz. Yol boyu gördüğümüz, fakat fotoğraf karelerimize yakalayamadığımız tavşan, tilki, sansar, akbaba, şahin, doğan, atmaca, baykuş, keklik, ardıç kuşu, üveyik ve kaya güvercinlerinin yanına bizim modifiyeli yeşil X 250 d’nin de “Türünün X Örneği” olarak yerleşmesi, ilginç olabilirmiş.

Artık, Torosları aşmak üzere ayna pusulamıza SW harflerini yerleştiriyoruz.

 

   

Lorem Ipsum