İznik

X19 - İznik. Yakınlardaki Uzak.

İpek Yolu, yeşil Bursa’da mı yoksa surlarla korunmuş İznik’te mi biter?

X-Macera, Trakya’ya geçmeden son kez Anadolu’da.

 

GPS koordinatımız:    40°26'12.05"K      29°43'14.07"D

Muhteşem Anadolu, gerimizde kalıyor. Eskişehir üzerinden Bozüyük ve Bilecik’e varıyoruz. X-Macera rotamızda hızla ilerlerken, o kadar önemli tarihi eser veya güzelliğin yanında durmadan geçerken, icimiz cızlamıştı. Fakat, artık buralar bambaşka öneme sahip idi.

Bilecik Rampaları

Mevlana Celaleddini Rumi’nin çağdaşı Şeyh Edebalı, 13. yüzyıl başlarında önce Karaman'da, sonra Şam’da dini ilim tahsili almış. Eskişehir’e dönünce tasavvufa yönelmiş ve ahi teşkilatının reisi olarak bir zaviye kurmuş. Selçuklu Devleti tarafından aşiretine Söğüt ve Domaniç yaylak ve kışlakları verilen Osman Gazi ise, alim ve sûfilere karşı hürmetiyle Edebalı’yı ziyaret eder, dini ve idari konularda görüşlerini alırmış. Bir gün, Osman Bey, “Şeyh Edebalı'nın koynundan çıkan bir ay geldi kendi koynuna girdi. Göğsünden bir ağaç bitti. Öylesine büyük bir ağaç oldu ki dalları gökleri, kökleri tüm dünyaya sardı. Gölgesi bütün yeryüzünü tuttu. İnsanlar o ağacın gölgesinde toplandılar. Ulu dağlara ve dağların eteğinden çıkan coşkun sulara hep o ağaç gölge etti.” diye rüyasını Şeyh Edebalı'ya anlatınca; Edebalı da, "Oğul Osman, Hak Teala sana ve soyuna hükümranlık verdi mübarek olsun…” demiş.

Osmanlılar böylece kurulup sınırlarını bilinen dünyanın ufuklarına kadar genişletmişler ve Bilecik'in fethedilmesinden sonra Edebalı zaviyesini buraya davet etmişler. Bilecik'te Edebalı'ya Kozağaç köyünün öşür ve hasılatı verilmiş, tekkesine vakfedilmiş. Edebalı, mutasavvıf olmasının yanında Osmanlı’nın ilk kadısı ve ilk müftüsü de olmuş.

X-Class’ımız ile bu türbe ve dergâha uğramamak olmazdı. Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Gazi’nin fikir babası Şeyh Edebalı, tarihine tüm dünyanın hayran kaldığı Anadolu’nun 13. yüzyıldan itibaren kaderini de değiştiren kişiydi.

Şibörek

Eskişehir’den İznik’e kadar olan bölgeye yerleşmiş Kırım Tatarları’nın geleneksel yemeği, çiğ börekten bahsetmeden de geçmeyelim. Asıl adı lezzetli anlamında “Şi” yeni leziz börek olan Şibörek’in tarifini de vererek, X-Macera’nın geleneksel yemekler kısmını tamamlayalım.

Şibörek, çok ince açılmış hafif tuzlu hamur içine kıyma, soğan, karabiber ve tuz karışımının biraz suyla nemlendirilerek yerleştirilip çok kızgın yağda bir dakika içinde ters yüz edilerek kızartılmasıyla yapılır. Fakat, Şibörek’in en büyük lezzet hilesini burada paylaşalım. Kıymasına çok az püre patates eklerseniz, orijinal tatar lezzetini yakalayabilirsiniz. Bir yuvarlak kapta un, tuz, su ilave ederek kulak memesi yumuşaklığına kadar karıştırılarak hamuru hazırlanır. Hamurdan ise ceviz büyüklüğünde parçalar alınıp, bir karış çapında daireler oluşturulacak hamurlar açılır ve biraz bekletilir. Diğer kapa ise soğanlar rendelenir. Haşlanmış patatesleri ezerek püresiyle birlikte kıyma, tuz, karabiber ve su karıştırılarak harç hazırlanır. Daire şeklinde açılmış olan hamurun üzerine yarım ay şeklinde ince bir tabaka halinde hafif sulu harç sürüldükten sonra, hamurun harçsız yarım dairesi harç sürülmüş tarafın üstüne kapatılır ve şi böreğin harcı dışarıya akmaması için kenarlar ince bir tabakla kesilir. Bu arada az yağ emmesi için hamurun unu silkelenir. Hemen, çok kuvvetli ateş üzerinde derin bir kazanda kızdırılmış yağa atılılır ve iki tarafı da hızla pişirilir ve beklemeden “suyu akan” Şibörek keyfine geçilir.

İznik Surları

Bilecik’ten sonra Yenişehir yönünde yine dağ geçitlerinin üzerinden İznik Gölü’ne doğru direksiyon çeviriyoruz.

"Nikea" eski ismi, “sur içinde” anlamına gelen “is” ön ekiyle “İsnikea” olmuş… Selçuklu Türkleri burayı gelip başkent yapmadan önce ilk yerleşimin günümüzden 4500 yıl öncesine kadar gittiği yazılıyor. Fakat, M.Ö. 7’nci yüzyıla ait tarih sayfalarında İznik için “Helikare” denildiği okunuyor. Sonra Makedonyalılar Antigoneia adını vermişler. Milattan Önce 3. asırda ise Nikea ismine kavuşmuş ve kentin ilk önemli mimari yapıları inşa edilmeye başlamış. Astronomi fikirleriyle bilinen Hipparkos da, İznik’li imiş.

Millattan Sonra 325 yılında Hristiyanların ilk İznik Konsili burada toplanmasından İznik’in ne derece önemli bir şehir olduğunu anlıyoruz. Hristiyanlıkla ilgili yortu günleri ve Nikea Kanunları denilen 20 maddelik metin bu konsil ile kabul edilmiş. Sekizinci asra gelininceye kadar 7 kez konsil toplantısı yapılan İznik’in Ayasofya’sı, Bizans’ın Haçlı Seferleri sonucunda İstanbul'u kaybetmesiyle İznik Latin İmparatorluğu’nun kurulduğu kilise de olmuş.

11. Yüzyılda Anadolu Selçukluları’nın başkenti olan İznik, Bizanslılar ve Selçuklular arasında büyük savaşlara neden olan dönemin en gelişmiş sanat, ticaret ve kültür merkezi imiş. Ünlü medreselerinde dönemin en ünlü tasavvufları yetişmiş. Hatta Osmanlı döneminin ilk cami, medresesi ve imareti bile İznik’e layık görülmüş. İstanbul fethedilinceye kadar sanat merkezi olarak önemini koruyan İznik’in ünlü çini ve seramiklerini tüm dünyada duymayan kalmamış.

Halen ağır sanayinin olmadığı İznik Ovası’na inerken onlarca çeşit sebze ve meyve bahçelerinin arasından geçiyoruz. Toprağı ve iklimi elverişli olmasıyla özellikle küçük çekirdekli ince kabuklu zeytin ve müşküle üzümünün kalitesi, iyi biliniyor. Fakat, göldeki tatlı su balıklarının çeşidi ve ıstakozu da, İznik’e tarihi eserleri kadar turistin gelme sebebi. Kiliseleri, Roma tiyatrosu, dikilitaşı, hamamları, türbeleri, camileri, medreseleri, imarethaneleri ve arkeoloji müzesiyle İznik, İstanbul’a bu kadar yakın olup, aslında anayolların uzağındaki konumuyla yine de çok az ziyaret edilen aslında çok güzel bir küçük şehir. Özellikle 14. yüzyıldan kalma Yeşil Çinili Cami’sinin benzersiz bir eser olduğunu söylemeliyiz. Çini işlenmeye devam edilen 47 atölyesi, eski başkentlik sıfatıyla zengin tarihi yapısı ve Hristiyanlık için bir nevi hac yeri oluşu, İznik’in aslında “İpek Yolu’nun son noktası mı” sorusunu aklımızdan çıkarmıyor.

2400 yaşındaki surları ise, İznik’te X-Class’ımızın asıl poz verdiği şerit idi.

Bithynia döneminden Roma ve Bizanslılara kadar eklentilerle büyütülmüş, 13 metreye kadar yükseltilmiş ve günümüzdeki şekline kadar sürekli yenilenmiş olan bu surlar, İznik’in çevresini beşgen şekilde 4970 metre boyunca kuşatıyor. Yuvarlak ve kare şekilli 114 burcu, İstanbul, Lefke, Göl ve Yenişehir olarak dört ana kapısı, dış surla içteki kapılar arasındaki oval avluları, granit sütunlu kapı kuleleri, kemerli geçitleri, kubbeli hücreleri, kenti kötü ruhlardan koruyan medusa başları, gerçekten görülmeye değer. Freskler üzerinde insan figürleri, eski yazıtlar, antik parçalar, İznik’in her yerinde göze çarpıyor. Sanki zaman tüneline girmiş ve tam iki bin yıl öncesine gitmişsiniz, gibi.

İznik Gölü’nü çevreleyen yüksek tepelere doğru yeniden X-Class’ımızı çıkarırken, yağmur taşıyan bulutların kasvetli görünümünün içinde kayboluyoruz. Fakat, artık yönümüz Trakya! Türkiye’nin en kuzeybatısı.

       

Lorem Ipsum