İğneada Longozları

X20: Son Longozlar.

Son noktamıza, Türkiye’nin en kuzeybatı sınırına sapasağlam ulaşarak X-Macera’mızı tamamlıyoruz.

En kuzeydoğudan en güneybatıya, güneydoğudan da Trakya’nın en ucuna vararak, aslında haritamız üzerinde devasa bir “X” çizmiş de oluyoruz.

 

GPS: 42° 02'30.32"K    27° 01’01.65"D

Nihayet; Türkiye’nin en kuzeybatı ucuna, Kofçaz Malkoçlar sınır köyüne ulaşıyoruz. X-Macera buraya kadar gelirken, 3 bin metrelik dağlara tırmandı, akarsularda yüzdü, kurumuş göl yataklarında toza bulandı, deniz seviyesinde tuzlu sulara girdi, kilometrelerce uzunluğunda robotlarla açılmış modern ve yüzlerce metrelik elle kazılmış asırlık tünellerden geçti. En zorlu karlı geçitleri ve en derin kanyonları aştı. Sivri kayalıkları zorladı, en sık ağaçlıkların arasından sıyrıldı ve en son Trakya’nın tropik balta girmemiş ormanlarına benzeyen longoz bölgesindeki çamurla ve balçıkla mücadele etti. Geçtiği sit alanlarına ve antik yerlere en ufak bile zarar vermeden, 2.298 santimetre küplük 4 silindirli Euro 6 normundaki Turbo Dizel motorunun kilometrede 200 gramlık CO2 salımıyla çevreyi de kirletmemeye çalışarak ilerledi.

Dünya tarihinin ilk sayfalarına, Anadolu’nun en güzel köşelerine, cennet doğamızın en farklı renklerine uğramaya çalışırken, arazi dinamizmini maksimumlarda denediğimiz X-Class’ımızın kabiliyetleri, dayanıklılığı ve konforu, bizleri fazlasıyla memnun etti.

Yerinde Durma

Macera, sadece bir yolculuk değil, uzun bir deneyimdir. Sonucu belli olmayan, içinde riskleri ve ödülleri olan, öngörülemeyen dönüşler ve engellerle dolu. Macera, korkutucu ya da harika; acı ya da sevinç dolu, kötü ya da iyi olabilir. Macera, gelişmelerle sürekli değişir. Aynı hayatın kendisi gibi.

Dünyaya aslında birçok küçük maceranın oluşturduğu çok büyük bir macera yaşamak için geldiğimizi düşünürüm. Dünyamızda başarı yolculuğumuzun haritalanması ve keşfedilmesi için yaşam boyu süren bir yolculuktayız. Aslında hepimiz keşiflerle büyüyor, başarıya doğru kendimizin kılavuzu oluyor ve ruhumuz için sevgi avına çıkıyoruz. Hiçbirimiz, dramatik bir arena olan dünya üzerinde sadece yere bakan, rutinlere takılıp kalan, “uyurgezer” olmamalıyız. Etrafımızda bekleyen imkanlara gözlerimizi kapatmamalıyız. Zamanımızı boşa harcamadan yaşamlarımızı olabilecek en iyi yollardan geçirmeliyiz. Fakat, herbirimizin macerası biraz farklı. Bazımızın ses getiren ve çekici, bazımızın sessiz ve derin, bazılarının küresel yankıları olan, çoğumuzun sadece dar çevremizde duyulan, şanslıların dünyayı değiştiren, normallerin sadece kendilerini geliştiren macerası var. Ancak ne olursa olsun, kişiliğimizin şekillenmesi için hayata maceracı olarak bakabilmeliyiz. Başkalarının yaşamlarına iz bırakabilmeliyiz ve hayat yolundan keyif alabilmeliyiz.

Bir noktadan diğerine seyahat etmek, koltukta uyuklayarak gitmek olmamalı. Gözlerimiz açık o macerayı yaşamalıyız! Şaşırarak gülümseyebilmek için çaba göstermeliyiz! Zihnimiz, kalbimiz ve tüm duyularımızla adeta var oluşumuzu kanıtlamalıyız! Başarılı bir yaşam için maceralarımızı da başarıyla tamamlamalıyız!

İyi bir yaşam için her an dikkatin en iyisi, enerjinin en yükseği gerekir. Fakat, keşifler boyunca oluşacak riskleri de göze alabilmeliyiz. Zorlu maceraları hayal etsek de gerçeğine atıldığınızda endişe ve korkuyla da karşılaşabilirsiniz.

Bazen otururken macerayı, macera esnasında ise oturmayı özleyebilirsiniz. Fakat, bir macerayı iyi şekilde yaşamak için gereğinden çok daha hazırlıklı olmak zorundayız.

Günlerimiz olduğumuz yerde sayarak değil; başkalarını da etkileyebilmek için hareket ederek ve sürekli değişim içinde geçmeli. Dağcı, dalgıç, denizci, raftingçi veya sıcak hava baloncusu da olabilirdik fakat biz otomobilciyiz.

O sebeple “Yerinde Durma” diyerek, Mercedes-Benz’in ilk kez bir Pick-Up macerasına başlayacağını duyar duymaz, tüm maceraperestlere esin kaynağı olma telaşıyla, olabilecek en değişik senaryolarla X-Macera’mıza hazırlandık.

Hayatlarımıza katılacak yeni bir serüveni çizer gibi, bir pusula ile bir harita üzerinde kocaman bir “X” çizmeye karar verdik. 

Dayanıklılık Sürüşü

Çeyrek yüzyıldır çok sayıda, on binlerce kilometrelik uzun yol sürüşleri gerçekleştirdim.

İlk kez tam 25 yıl önce hiç durmadan Türkiye’den Belçika’ya kadar gitmiştim. Ardından Avrupa’nın ve Akdeniz kıyılarının en ünlü rotalarını, dünyanın en ünlü sürüş güzergahlarını defalarca tamamladım. Üstelik Kuzey ve Güney Amerika’dan Japonya’ya, Batı Sahra Çölünden Doğu Sibirya’ya kadar en ilginç arazi sürüşlerini en farklı otomobillerle geçmiştim. Hatta dünyanın çevresini tam tur bile dönmeyi başarmıştım. Organize edilmiş güvenliği sağlanmış markaların test ve lansman organizasyonlarıyla değil, kendi çizdiğim binlerce kilometrelik uzun yollarda dolaşmıştım. Ana kuralım, hep “0” riskle yol almak idi. Fakat, X-Macera ile Anadolu üzerinde ekstrem noktalara ulaşma fikri, son bir yıldır müthiş bir stres yaşamama neden oluyordu. Çünkü Türkiye’nin en zorlu noktaları, aslında dünyanın en riskli patikalarıydı. Herkes, “buralar en kolayı” dese de, aslında ülkemizin en güzel köşelerine ulaşmak, asıl zorlu olan, diyebiliyorum, tüm dünya yollarını görmüş birikimdeki bir otomobil gazetecisi olarak. Bu sefer çok daha stresli olacak diye düşünürken, tüm ayrıntılarıyla çok iyi planlanmış olduğum X-Macera rotasında OffRoad için geliştirdiğimiz X250d 4matic, beni hiç üzmedi, güven verdi, hatta Power konfor donanımıyla yormadı bile. Pikaplar, genelde ticari araç kabalığı sunarken; Mercedes logolu aracımız, lüks ve kalite kavramlarının böyle bir araca nasıl yerleştirilebileceğini bizlere yaşatıyordu.

30 yıl önce Kaçkarlar’a Ağrı Dağı’na tırmanırken kamp malzemelerimizi katırlarla taşıyorduk. Şimdi tüm yükümüzü zorlanmadan dere tepe taşıyan X-Class’ımızı aşırı sağlıklı ve güçlü bir soğukkanlı iri aygıra benzettim, yol boyunca. Katır değildi, kesinlikle bir yük beygiri de değildi. Bir maskulendi! Fakat soğukkanlı ve çok iri idi.

3.5 tonluk çeki kapasitesi, 190 beygir gücü ve 1.500 1/min devirden itibaren 450 Nm’lik maksimum torkuyla, 12 saniyenin altında 0’dan saatte 100 kilometreye ulaşıyor, 175 km/h maksimum hıza çıkabiliyor, minimumda 100 kilometrede 8 litre dizel tüketiyordu. Bir arazi yarışçısı değil, fakat usta bir “engel tanımaz” olmuştu!

30 Günlük Test

Evet, Türkiye haritası üzerinde devasa bir “X” çizdik. Bugüne kadar yapılmamış, cesaret edilmemiş ekstremlere ulaşarak. Hatta, sadece doğada değil, Unimog test alanında bir 4x4 araç için olabilecek en dik açıları bile deneyerek.

Mercedes-Benz X-Class ile iki çizgi için tam 30 günde 6.000 kilometreden fazla teker çevirdik. Fakat çizgilerimizin uçlarına ulaşmak için asfalt üstündeki hızlı gidişlerimizi de sayarsak, İstanbul’dan İstanbul’a 8.000 kilometreyi aştığımızı da söyleyebiliriz.

Arazide takılmamak için 29’dan 32 dereceye geliştirilmiş yaklaşma açımız, 24’ten 27 derece açılmış uzaklaşma açımız, 20.4’tan 24 dereceye genişletilmiş tepe açımız ile yükseklikte 1819’dan 2045 milimetreye, genişlikte 1920’den 2040 milimetreye, özellikle arka iz açıklığında 1632’den 1690 milimetreye büyütülmüş, 5240’tan 5365 milimetreye uzatılmış gövdemizle, tam bir kaslı “widebody OffRoader PickUp” hazırlamış idik.

Aylarca planlar yaptığımız Murat Karahan, kendi elleriyle bu X250d 4matic’in dünyadaki ilk ve tek “optimum” modifiyesini gerçekleştirdi. Amaç bir “big-foot monster truck” yapmak değildi. Doğanın en zorlu şartlarıyla savaşabilecek bir X-Class ortaya çıkarmaktı. Olabilecek en dayanıklı alt muhafazaları ve ekstra “lift”i bile kendisi tasarlayan Karahan, sonuçta gerçek 18 santimetrelik ekstra yüksekliği sağlayıp, TÜV onaylı Almanya üretimi çamurluk genişletmelerinin altına 35x12.50 18” ölçüsünde özel M/T lastikleri, römork elektrik bağlantı soketiyle olabilecek en sağlam çeki demirini ve yüksek kapasiteli Warn otomatik vinci de takarak, X-Macera X-Class’ı kullanımıma teslim etmişti. Hatta tavan sepetinin önüne tüm tavanı kaplayan drone pistini bile benim ricamı kırmayarak monte etmeyi unutmamıştı. Bu arada ağırlığımız, bagajımızdaki arazi ekipmanı ve ekstra eşyalarımızla boş 2.3 tondan sürücüsüz 2430 kilograma ulaşmıştı. Daha ağırdık, fakat geniş tekerlek izlerimiz ve “King” amortisörlerimiz sayesinde müthiş atletik idik. Dengemiz, standart pikaplara göre, neredeyse yüzde 20 daha iyi idi. Asfalt dışında müthiş yol tutuyordu. İri taşların üzerinden ve yoğun çamurların içinden geçişlerimiz, tam bir eğlence olmuştu.

Normalde arkadan itişli olan X-Class’ımızda, tek bir düğmeyi çevirerek orta diferansiyeli kilitleyebiliyor ve dört çekerli hale geçirebiliyorduk. Ayrı bir düğme basarak arka aksı da kilitleyebiliyor ve arazi vitesine geçip, yavaş tempoda en ağır zeminleri aşabiliyorduk. Sadece 360 derecelik kameralarla önümüzü görerek 45 derecelere tırmanabiliyor, 60 santimetre derinlikteki sulardan “boğulmadan” geçebiliyorduk.  

Eksiksiz Donanım

Kilitlenmeyi önleyici fren sistemi ABS, ASR antipatinaj sistemi, BAS yani frenleme kuvveti yardım sistemi, ESP elektronik dengeleme programı, elektronik çekiş sistemi ETS, elektronik güç dağılımı EBD, rampa kalkış desteği, şerit takip asistanı, aktif fren asistanı, arka diferansiyel kilidi, High modda 8 Low modda 4 km/h sabit hızla çalışan DSR denilen otomatik yokuş iniş destek sistemi, arazi modifikasyonlarımıza rağmen, saat gibi çalıştılar. Mercedes’in rakip PickUp’lara göre önemli bir üstünlüğü olan ön aksta 17" ve arka aksta 16" fren diskleri, çok kollu helezonik yaylı arka suspansiyon, ön ve arkada viraj denge çubukları, 7 ileri otomatik şanzımanı, dinamik güvenliğimizi artırırken; ön, yan ve perde hava yastıkları ve X-Class’ın PreSafe elektronik donanımı içimizi rahatlatıyordu. Parktronic ve tüm yönleri gösteren kamera sisteminin arazideki avantajlarının yüzümüzü defalarca gülümsettiğini itiraf edelim.

Tutmaktan keyif aldığımız deri kaplı multifonksiyonel direksiyon simidi, vites topuzu ve el freni. Asfalt sürüşlerinde sık sık devrede tuttuğumuz hız sabitleme ve radarlardan sakınmak için sınırlama sistemi, koltukların Artico derisi, bir Mercedes’in içinde olduğumuzu hatırlatan özel dekor ayrıntıları, sportif dikişli deri görünümlü ön göğüs, kolayca okuduğumuz gösterge paneli, küçük “X” şekilli krom kaplamalı iç tasarım parçaları, alüminyum kaplamalı kapı eşiği panelleri, müziklerimizin ses kalitesini sağlayan önde ve arkadaki 8 adet hoparlör, ani bastıran yağmurda silecekleri gecikmesiz çalıştıran yağmur sensörü, yön teyidimiz için baktığımız otomatik kararan iç dikiz aynasına entegre pusula göstergesi, montlarımızın cebinden anahtarı çıkarmamızı gerektirmeyen anahtarsız kilit ve çalıştırma sistemi, telefonlarımızı bağladığımız Bluetooth’lu Audio 20 CD, 7 inçlik renkli ekranlı ve touchpad’li multimedya sistemi, elektrikli ayarladığımız bel destekli sürücü ve ön yolcu koltukları, telsizlerimizi yerleştirdiğimiz ön yolcu ayak bölmesinde eşya koyma ağı, iki tarafa istediğimiz sıcaklığı ayarladığımız Thermotronic çift bölgeli otomatik klima sistemi, elektrikli yardımcı ısıtma PTC gibi X-Class donanımının, Mercedes logolu lüks SUV’ları bile aratmadığını söyleyelim.

Tüm elektronik malzememizi şarj edebildiğimiz 4 adet 12V soket ve USB prizleri, 1.5 litrelik şişeleri koyduğumuz geniş kapı cepleri, yedek parçalarımızı sakladığımız katlanabilen ikinci sıra koltukların altındaki gizli alan, yüksek aracımıza tırmanmamızı kolaylaştıran tutamaklar, karanlıkta bastığımız yeri gösteren aydınlatmalı eşikler, ön ayak bölümü aydınlatması, arazide sürekli açısını değiştirdiğimiz elektrik kumandalı ve ısıtmalı elektrikli katlanabilir dış aynalar, tavanımızdaki ön ve arka LED şeritlerinin kombine edildiği yüksek performanslı LED farlar ve LED arka stop lambaları, arazi çıkıntılarından da gövdeyi koruyan Mercedes’in orijinal yan basamakları ve soğukta faydasını defalarca not ettiğimiz ısıtmalı ön cam yıkama sistemi de, X-Class’ımızdaki lükslerimiz olarak X-Macera’mızı müthiş konforlu bir yolculuğa çevirdiler.

Çizgilerimizin Sonu

Trakya’nın en uç noktası, Kofçaz’a bağlı Malkoçlar köyüne ulaşmak için ve X-Macera’ya görkemli bir “finish” yapabilmek için İğneada Longoz Ormanları Milli Parkı’nda X-Class’ımızın tüm arazi kabiliyetlerini bir kez daha sınamak istedik.

Ülkemiz sınırları içerisinde doğal karakterini günümüze kadar taşımış nadir korunan alanlardan biri olan longoz orman ekosisteminin bu çapta ve doğallıkla başka örneği bulunmuyor. Sahip olduğu farklı ekosistemler sayesinde çok sayıda nadir bitki türlerinin görülebildiği bir çeşit orman ekosistemi olan longozları, subasar olarak da biliyoruz. Denize doğru akan derelerin getirdiği kumların birikerek kıyıda set oluşturması ve dere ağzını kapatması sonucu akarsuyun biriktiği yerde oluşan özel bir bölge. Kış ve ilkbahar mevsiminde sular altında olan longozlarda, yaz ve sonbaharda su kısmen çekilince, tropikal ormanlardakine benzeyen bir “yeşillik”, dişbudak, kızılağaç gibi ağaç türleri, göl soğanı, su menekşesi gibi bitkiler, kara leylek, balıkçıl gibi kuşlarla karşılaşıyorsunuz. Türkiye'nin ve Avrupa'nın kayın ve meşe ağırlıklı ağaçlardan oluşan en büyük longozu olan 3.515 hektarlık İğneada Longozu ve gölleri, 472 tür bitki, 25’i farklı tür sürüngen olmak üzere 100’den fazla hayvanın, 30’u tatlı su 20’si deniz balığı türlerinin, ülkemizde bulunan 453 kuş çeşitliliğinden 258’inin de evi. 15 metrelere uzamış karışık orman ağaçlarının oluşturduğu floristik kompozisyon, tam bir doğa harikası. Amazonlar’dan sonra en büyük miktarı teşkil eden bu “jungle”a doğru X-Class’ımızı kar yağışı altında Istrancalar’ın virajlarından indirirken, longoz ormanlarının bu kadar güzel görüneceğini tahmin edemiyorduk.

Su, getirdiği kil ve organik materyal ile buranın topraklarını mineral ve organik materyal yönünden zenginleştirmiş ve bu taban suyuna bağımlı sucul ormanları, yağmur ormanları gibi gürleştirmiş. Buranın dışında yeterli büyüklük ve kapalılığa sahip alüvyal-subasar orman kalmadığı için hayranlıkla ve mutlulukla X-Macera’mızın finalini en doğru yerde yaptığımıza inanıyorduk.

Karadeniz’e doğru akan ondan fazla çayın birleşerek oluşturduğu üç dere, kumsalda oluşmuş doğal bentler sayesinde birikmişler ve tam burada Saka, Hamam, Pedina, Mert, Deniz Gölü ve Erikli Göl gibi doğal gölleri meydana getirmişler. Bu göllerde biriken su, geri doğru taşmış ve ve benzeri olmayan subasar ormanını oluşturmuş. Longoz’daki su miktarı, ilkbaharda had safhaya ulaşınca, bu kez doğal bentler yıkılıyor, zengin besinlerle yüklü alüvyon denize taşınıyormuş. Bu besinler, İğneada’da deniz yaşamının da çok zengin olmasını sağlıyormuş.

Kırklareli’nden Demirköy’e, Yıldız Dağları’nın yaprak döken ormanların ardından deniz kıyısına kadar göllerin etrafındaki sazlık alanlar ve longoz ormanları, en yağmurlu günlerde bile büyüleyici bir güzelliğe sahip. Lagün sistemleri ve kıyı kumullarının gerisindeki sık habitatta dişbudak, kayın, saplı ve sapsız meşe, ova ve çınar yapraklı akçaağaç, üvez, ıhlamur, mürver, kızılcık, karaağaç ve gürgen gibi karışık orman ağaçlarının arasındaki bataklığa dönüşmüş çamurlu zeminde bata çıka ilerliyoruz. Göl Kestanesi ve nilüfer topluluklarını göllerin manzarasında; Karadeniz salkımı, Kilyos peygamber çiçeği, kıyı kerevizi ve sahil sığırkuyruğu gibi endemik türleri de kıyı tarafında görüyoruz. Kum incisi, akyumak ve kum zambağı ise siklamen, iki yapraklı ada soğanı, kardelen ve mavi bataklı süseni ile ters lale ve orkide türleri de aralarda gözümüze ilişiyor. İri bir yaban domuzu hariç geyik, karaca, kurt, tilki, çakal, yaban kedisi, sansar, porsuk ve su samuru ise, göremediklerimiz arasındaydı. Küçük yeşil ağaçkakan, cüce karabatak, akkuyruklu kartal ve küçük kerkenez ise yağışa rağmen sanki ağaçların üzerinden geçiyorlardı.

Bu kadar özel ve güzel bir yerde son çekimlerimizi yapmak, dört çeker sistemimizi en ağır koşullarda bir kez daha sınamak, başlı başına bir macera daha olarak kaydedildi.

Asıl büyük yaşam macerasını oluşturan kısa maceralar gibi, X-Macera da tam 20 küçük macerayla artık tamamlandı.

Sağlımız yerinde, keyfimiz zirvede, fakat heyecanımız ilk günkü gibi yine dorukta!

Mercedes-Benz’in ilk PickUp macerası olan X-Class başarı hikayesine X-Macera katkılarımızı umuyoruz beğenmişsinizdir!

Lorem Ipsum