Derebaşı Virajları

X07: Derebaşı Virajları

D-915, Of’u Bayburt’a, Karadeniz’i Doğu Anadolu’ya bağlayan en eski yol. Dünyanın en tehlikeli yolları arasında ilk üçte.

GPS: 40°33’4” N  40°14’31” E 

Tarihin en eski yolları üzerinde artık Anadolu’nun içlerine doğru kuzeybatı yönünde ilerliyoruz ve karşımıza Nemrut Dağı çıkıyor!..

GPS koordinatımız: 37°58’50.95”K 38°44’26.90”D

Soğanlı Geçidi

Erzurum ve Trabzon arasındaki en eski hat, tam 102 yaşında. Doğu Anadolu’yu işgal eden Ruslar, Karadeniz’e ulaşmak için kuzeye doğru ilerlemişler. Karşılarına Soğanlı Dağı çıkınca, dağın diğer tarafına arabalarıyla inmek için bir yol aramışlar. Fakat yöre halkının yüzyıllardır yayan kullandığı dar bir patikadan başka bir şey bulamamışlar. Burayı genişletmek için şu anda Uzuntarla, Köknar, Dumlu, Kılıçkaya ve Kozluk diye bilinen Soğanlı Dağı’nın çevresindeki dağınık köylerde yaşayanları kullanmışlar. Ancak çok ilginç, burada zorla çalıştırdıkları o civarın erkek, kadın ve hatta çocuklarına az da olsa para bile vermişler. 2400 metre irtifadaki Soğanlı Dağı yaylasından Of’a doğru açılan vadinin aşağı doğru dik virajların başlangıç noktasındaki ilk sağ dönüşe Demir Kapı ismi verilmiş. Çünkü buradaki dev kaya parçalanamamış ve etrafından dönen bir demir köprü yapılmış ve Demir Kapı’nın 400 metre altındaki Derebaşı noktasına kadar tam 13 zikzaktan oluşan yüzde 10 bir iniş rampası, yani art arda birdenbire ters yöne açılar yapan 26 dönüşlü kırık çizgi şeklinde bir yol açılmış. Yüzlerce metrelik bir düşüş manzarasında saç tokası şekilli “hairpin” denilen inanılmaz dar virajlar ile fazlasıyla dar, çakıllı ve iri taşlı yol; ağır teçhizatlı Rusların Trebizond Kampanyası denilen Trabzon’un hem denizden hem de kara tarafından ele geçirilmesi planları için başarıyla kullanılmış. Böylece Kafkaslar tarafından yola çıkan Rus askerleri, Çoruh nehrinin vadisini izleyerek Bayburt’a kadar gelip Değirmencik üzerinden dosdoğru Soğanlı Dağı’na tırmanıp 106 kilometre sonrasında Trabzon’a doğru inebilmişler. 1.100 metredeki Karaçam’a doğru inen 2320 metre rakım noktasındaki bu Soğanlı Dağ Geçidi de, artık Karadeniz’e açılan çok önemli bir kapı olarak haritalarda işaretlenmiş. Fakat kışın çığlar, yoğun kar yağışı, heyelanlar ve buzlanma nedeniyle aşırı derecede tehlikeli olan bu rota; bahar aylarında sis ve yağmur nedeniyle bu parkur özellikle yağmurdan sonra çok çamurlanıyor ve kayganlaşıyor. O sebeple de kasım ayından nisan sonuna kadar kapalı tutulan bu yolun, yaz aylarında gevşek zeminli olması da tehlikeli şöhretini hiç azaltmıyormuş. Dünyanın en tehlikeli yollarını araştıran “www.dangerousroads.org” tarafından 2015 yılında dünyanın en tehlikeli yolu olarak seçilen Derebaşı Virajları’na Rus askerleri “Ölüm Yolu” diyorlarmış.

Son kez geçildi!

Şu anda ilk karın düşmesiyle, çok daha tehlikeli olacağı düşünülerek geçişe izin verilmeyen bu yoldan; 10 santimetreden daha derin karda, önümüzdeki yaza kadar son geçen biz olduk. Artık X-Macera’mızın kuzeydoğudan güneydoğuya rotamızda yüksek Karadeniz Dağları’nı ardımızda bırakıp Doğu Anadolu’nun batı yaylalarına ve derin kanyonlarına doğru ilerlememiz gerekiyordu. Yepyeni tünellerden değil dağların tepesinden geçmek üzere Çayeli tarafından Uzungöl yönünden yemyeşil bir vadinin içinden Karaçam’a doğru yöneldik. Aslında Karaçam tabelasıyla ile birlikte bu aşırı dar Soğanlı Dağ yolu başlıyor. Normal binek otomobillerin bile çok zor sığacağı keskin virajlı bu eski Bayburt-Of yolu, 1600 metre irtifadaki Derebaşı Mevkii’ne kadar bile vertigo rahatsızlığı olanların kabusu olacak kadar müthiş bir dik manzaraya sahip. Derebaşı ile 2000 metredeki Demir Kapı arası 13 zikzak var ise buradakileri sayarsak, tam 29 “hairpin” bizleri bekliyordu. Bizim gibi zorlu sürüşleri sevenler için çok keyifli olan bu güzergahta her an gerçekleşebilecek toprak kayması ve taş yuvarlanmaları, biraz tedirgin ediyordu. Aslında Derebaşı noktasındaki güvenlik görevlisi, “Gece ve sabah gidenlerin hepsi geri döndü.” diyerek yukarı geçmemize izin vermeyecekti. Fakat arazi için özel olarak hazırlanmış, normallerinden 18 santimetre daha yüksek olan X-Class’ımızı görünce, “siz başarırsınız” gülümsemesiyle bizi uğurladı. Bu karlı zemin üzerinde MT lastiklerimizi en doğru şekilde çeviren 450 Nm’lik 2298 santimetre küplük BiTurbo motorumuz ve 4 matic dört çeker sistemimiz kusursuz çalışmaya başlarken, bazı yerlerde 10 dereceye varan fakat eğimin en az 6.3 derece olduğu rampada virajları dönmeye başladık. 5.4 metreye yakın uzunluğumuza rağmen normal otomobillerin bile iki üç manevrada döndüğü dar virajlarda tam tur direksiyon hareketlerimizle sadece tek geri hareketle dönebiliyorduk. Burası kesinlikle “S” virajlı bir sürüş rotası değil. Buraya “Z” virajlı dememiz çok daha doğru olur. 2040 milimetrelik genişliğimiz, dar yola bazen zor sığıyor ve yol kenarında birikmiş karları aşağıdaki uçuruma doğru ittiriyordu.

Heyecanımız da, aklımız da, zirvedeydi. Biz ve eşyalarımızla birlikte 2.7 tonluk X-Class, tüm ağırlığını dört noktadan patinaja düşmeden zemine veriyor, bazı çok dik “U” dönüşlerinde arka diferansiyel kilidinin de faydasını gösteriyordu. Adeta merdiven tırmanır gibi dimdik yükseliyorduk.

Halef ve Selef

Bu arada büyük bir tesadüf olarak Derebaşı noktasının biraz üstünde karşılaştığımız Of Belediye Başkanı Salim Sarıalioğlu ile önceki Of Belediye Başkanı ve şimdi Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olan Sayın Oktay Saral ile yol hakkında sohbet etme şansı da bulduk. X-Class’ımızın kar üstünde açtığı teker izlerinde bir müddet bizi takip ettiler. Tırmanıştan vazgeçecekleri derin karlı bir virajda, bizlere veda ederlerken, objektifimizin önünde X- Macera’mıza başarılar da dilediler.

Heyecanın doruklarında

Sonbaharın aniden bastıran kar fırtınaları veya ağır yağış nedeniyle bu yolun ne derece tehlikeli olabileceğini tahmin ediyorduk. O sebeple, bu geçiş için kar yağışının bitmesini ve güneşin çıkmasını tam iki gün boyunca bekledik. Nihayet hava açtığında bile şartların son derece zorlayıcı olabileceğini biliyorduk. Yolun en riskli kısmı olan Derebaşı'ndan Demir Kapı’ya olan kısım sis ile kaplı olsaydı, yine de bu heyecandan vazgeçebilirdik. Fakat yılın ilk kar yağışı, X-Class’ımızı durduramadı. Yolun kenarlarında koruma korkuluklarının olmaması ve kar yüzünden yolun sınırlarını görememek, maksimum adrenalin seviyesine ulaşmamıza neden oluyordu. Yükseldikçe Karaçam’a doğru derinleşen vadi manzarasının görsel şölenine rağmen; güçlü sinirlere ve büyük cesarete sahip, hızlı kalp atışlarına ve adrenalin pompalamasına alışkın değilseniz; kuzeyde Derebaşı’ndan güney dağ tarafında da Demir Kapı’dan geri dönün. Açık hava ve kuru zeminde bile lastiklerin kesik taşlara basacağını, dik kayalıklardan aşağıdaki uçuruma doğru gizli ve korkutucu bir “çekim gücü” hissedeceğinizi unutmayın. Evet, en küçük bir hatada “serbest düşüş” tehlikesi söz konusuydu ve ölüm ile her an burun buruna gelebilirdik. Çok ciddi risk almıştık fakat başarı ve zafer duygusu için de bu aşırılık gerekli idi! Tüm egolarından sıyrılmak isteyenlerin, bu nefes kesici heyecanı yaşaması gerekli.

Yüksek nabzımız ve aşırı dikkatli ilerleyişimiz, havanın soğukluğunu bir an bile hissettirmiyordu. Nihayet Demir Kapı’ya ulaştığımızda, sonradan genişletilmiş bu noktada dikey 1 kilometre derinde duran Karaçam evlerine doğru bakıyor, tekerleğimizin dibindeki karların altında kalmış eski demir köprünün parçalarını da fark ediyorduk. Ayrıca, karşı yamaçlarda yaylalara doğru yükseldiği görünen başka “Z” yolları da notlarımız arasına aldık; başka maceralarımızda “denemek” için.

Almanların dağ zirvelerine ulaştığında “Berg Heil!” diye kutlamalarını,

X- Class ile takılmadan, zorlanmadan kar üstünde buraya ulaşabilmesiyle tekrar etmemiz gerekiyordu. Fakat önümüzde Soğanlı zirvesine en çok yaklaşacağımız 2370 metrede yolun ulaşacağımız en yüksek noktasına doğru daha da irtifa kazanmamız gerekiyordu. Yolun bu en yüksek yerlerinde önümüzdeki kar kalınlığı 1 metreyi bile geçiyordu. Yolumuzu açmak için X- Class’ımızı kar küreme makinası olarak da kullanıyor idik.

Ve bembeyaz yuvarlak tepelerin yanından yolu göremeden, sadece nasıl kıvrıldığını tahmin ederek, gökyüzüne adeta dokunarak, biraz daha ilerledikten sonra 50 metre aşağıdaki Soğanlı Dağ Geçidi noktasıyla

X- Macera’mızın bu en önemli parkurunu tamamladık.

Bu arada, Kılıçkaya’ya doğru yayla evlerinin yanından yine aşırı keskin dönüşlü virajlar ile bir başka mücadele daha önümüzdeydi. Bayburt yönüne 1000 metre alçalırken, basınç değişikliğiyle kulak zarlarımızın testi başlayacaktı.

Gerçekten; kelimeler ile bu tırmanışı tarif etmek, fotoğraflarla bile bu yolun ihtişamını yansıtmak çok zor! Ancak ne kadar doğa ve adrenalin tutkunu olsanız bile kötü hava koşullarında burayı denememek gerektiğini hatırlatmalıyız. İzlanda’nın rota 622’sini, Fransa’daki Amitie’yi ve Bolivya’nın “Ölüm Yolu”nu geçmiş biri olarak, bizim bu Of-Bayburt D-915 yolunu kesinlikle “dünyanın en ürpertici güzergahı” olduğunu söyleyebilirim. Üstelik bu görkemli manzarayla... 

Peki, X-Macera’mızın en baş döndürücü kısmı burası mıydı?..

Güneybatı çizgimizin biraz altındaki Karanlık Kanyon’a ne dersiniz?..

                                                                                                      

 

 

 

       

Lorem Ipsum