Işık Sanatçısı: Christopher Bauder

“Işık hayattır; her şey ışıktır ve ışık olmadan hiçbir şey var olamaz.”

Christopher Bauder, aydınlatmaya duyduğu hayranlığı bu sözlerle özetliyor. O, sadece bir sanatçı değil; aynı zamanda bir tasarımcı ve mucit. Işığı, salt fiziksel bir kavram olmaktan çıkarıp duygulara dokunan, yoğun bir sanat biçimine dönüştürüyor.

Bauder, 25 yılı aşkın süredir sanat ile teknoloji arasındaki bağı araştırıyor. Bugün eserleri dünyanın dört bir yanında izleyicilere ilham kaynağı oluyor. En çok ses getiren işlerinden biri, 2014’te Berlin Duvarı’nın yıkılışını simgeleyen LICHTGRENZE: Şehir boyunca yükselen 8.000 ışıklı balonla unutulmaz bir anıt projesi. Ancak şöhreti yalnızca bu devasa işlerle sınırlı değil. Bauder ve ekibi, hareketli ışık heykelleri ve etkileyici seslerle izleyicileri derinden etkileyen sürükleyici deneyimler yaratıyor.
Geleceğe Dair Fikirler | me time

Işığa olan ilgisi çocukluk yıllarında başlamış. İlk anısını şöyle anlatıyor: “Bir sabah güneş perdelerden süzülüyor ve odanın içine altın bir parıltı saçıyordu.” O günlerde mumlardan çakmaklara kadar ışığa dair ne bulsa biriktirirmiş. Hatta kendi lambalarını yapıp arkadaşlarına hediye edermiş. “Başlangıçta, ışığın yalnızca görünür değil, aynı zamanda kontrol edilebilir olduğunu keşfetmem gerekiyordu,” diyor. Bu keşif, onu üç boyutlu hareket eden ışık kaynaklarıyla çalışan kinetik aydınlatmaya yöneltmiş.

Bugün bu yöntem, sanat ve etkinlik dünyasında yaygın kullanılan bir ifade biçimi. En çok bilinen sergilerinden biri ise SKALAR: hareketli aynalar, ışık ve sesin birleşimiyle Meksika’dan ABD’ye, Suudi Arabistan’dan Avrupa’ya kadar sergilenen bir enstalasyon. Bauder, bu işini şöyle tanımlıyor: “Temel insan duygularını çıkış noktası aldım ve onları hareket, ışık ve sesle görünür kılmaya çalıştım.”

Peki onun vizyonu ne? “İzleyicilerde şaşırtıcı bir etki yaratmak. Başlarını kaldırıp büyülenmiş gözlerle baktıklarında hedefime ulaştığımı anlıyorum. Enstalasyonlarımı gezen herkesin, içeri girdikleri andakinden farklı bir ruh hâliyle çıkmasını istiyorum.”

IAA 2023'te Concept CLA Serisi'ni unutulmaz bir şekilde sergilemek için Mercedes-Benz ekibiyle çalıştı. Aynaların ve lazerlerin kurulumu, aracı gerçek bir ışık koreografisinin merkez parçası hâline getirdi: "Işık, hareket ve tasarımın birleşimi aracı etkileyici bir şekilde öne çıkardı."

Geleceğin Mimarı: Aleyna Gültekin

Aleyna Gültekin, estetik ile sürdürülebilirliği uyum içinde birleştiren bir inşaat yaklaşımının, mesleğin geleceğini şekillendiren temel güç olduğuna inanıyor. Daha mimarlık öğrencisiyken, geleneksel inşaat yöntemlerinin günümüzün sorumluluk anlayışıyla uyuşmadığını fark etmişti. Enerjiyi boşa harcayan, ilham vermeyen beton ormanlarının artık dünyamızda yeri yoktu.

“Binalar sadece var olmaz; hissetme, düşünme ve yaşama biçimimizi de etkiler,” diyor Türkiye’den 25 yaşındaki genç mimar. Ona göre sürdürülebilir inşaat planlama masasında değil, hammaddede başlar. İspanya’da kurduğu Nera Eco Construction şirketiyle, talaş, bitki lifleri ve doğal reçineleri bir araya getirerek NERA adını verdiği organik bazlı, yüksek teknolojiye sahip bir malzeme geliştirdi. Bu yenilikçi malzeme, ışık ve havayı düzenleyen akıllı cepheler gibi çözümlerle geleneksel yapı malzemelerinin yerini alabilecek nitelikte.
Geleceğe Dair Fikirler | me time

Fikir, yüksek lisans eğitimi sırasında çalıştığı bir ahşap atölyesinde doğmuş. “Her seferinde arta kalan dağ gibi talaş oluyordu. Bununla bir şey yapıp yapamayacağımı merak ettim,” diye anlatıyor. Bugün NERA yalnızca geri dönüştürülebilir değil; hafif ve dayanıklı yapısı ile birlikte CO₂ depolama özelliği sayesinde öne çıkıyor. Duvarlardan cephelere, mobilyalardan farklı mimari uygulamalara kadar pek çok alanda kullanılabiliyor. Dahası, kullanım ömrü bittiğinde döngüsel ekonomiye tamamen geri kazandırılabiliyor. Gültekin bu noktada şunu vurguluyor: “İnşaat sektörü, küresel karbon emisyonlarının %36’sından sorumlu. Bu gerçek, becerilerimi nasıl kullanmam gerektiğini yeniden düşünmeme yol açtı.”

Onu beVisioneers Mercedes-Benz Destek Programı’na taşıyan da işte bu bütünsel bakış açısı. Burada diğer vizyonerlerle fikir alışverişinde bulunuyor, geleceğe yönelik sürdürülebilir konseptler geliştiriyor ve mimarlık anlayışını sürekli yeniden sorguluyor. Ola Källenius’un mentorlarından biri olacağını öğrendiğinde şaşkınlık yaşamış, fakat onunla çalışmak çok doğal hissettirmiş. “beVisioneers’te sorunları çözmek ve dünyada fark yaratmak için eşit koşullarda birlikte çalışmak esastır.” diyor.

Aleyna Gültekin, yaratıcılığın yüzeysel biçimlerde değil, geleceği inşa eden vizyonlarda başladığını kanıtlıyor.

Bale Devrimcisi: Victoria Dauberville

“Her yerde dans edilebilir – yeter ki sahneye dönüşmüş konfor alanlarımızdan çıkmaya cesaret edelim.”Bu felsefeden ilham alan Victoria Dauberville, klasik balenin kalıplarını ardında bırakıp bambaşka bir ifade yoluna yöneldi. Onun dansı, performansıyla mekânın kendisiyle bütünleşiyor. İster Arktik Okyanusu’nun dondurucu dalgaları, ister çölün sonsuz ufku ya da kalabalık bir şehir meydanı olsun; Dauberville için her yer bir sahne.

Henüz beş yaşındayken hareketin onun için yalnızca teknik olmadığını keşfetmişti. İlk sahne deneyimini şöyle anlatıyor: “Sahnede ilk kez dans ettiğimde tüm bedenim alev alıyordu. Hayatımın en özel anıydı. O anda emin oldum: Bunu sonsuza dek yapmak istiyorum.” Bugün onu dünyanın en sıra dışı noktalarına taşıyan da işte bu tutkusu.
Geleceğe Dair Fikirler | me time

Dauberville, kimi zaman Antarktika’da bir geminin pruvasında iklimin kırılganlığına dikkat çekmek için, kimi zaman çölde rüzgârla, kimi zaman da Paris’in kalabalık sokaklarında dans ediyor. Dans, şehirle kaynaşıyor; şehir de onun sahnesine dönüşüyor. Amacı, baleyi elit salonlardan çıkarıp insanların gündelik hayatlarının tam ortasına taşımak. “Klasik balenin uyandırdığı duyguları sahnenin dışına taşımak, insanlara oldukları yerde dokunmak istiyorum,” diyor.

28 yaşındaki dansçıya göre, özellikle yapay zekânın yükselişte olduğu bu çağda, gerçek insani bağlar her zamankinden değerli. Sosyal medyada projelerini yüz binlerce kişiyle paylaşıyor, kimi zaman da bir alışveriş caddesinde spontane bir pas de deux ile izleyicilere ulaşıyor. Ancak dijitalin sunduğu imkanları kullanırken sanatsal kimliğinden ödün vermiyor: “Benim neslim için hikâye anlatmanın sayısız yolu var. Önemli olan bunları akıllıca kullanmak ve kendine sadık kalmak.”

Birçok projede, fotoğrafçı ve video sanatçısı olan partneri Mathieu Forget’in desteğini alıyor. Birlikte hem zarafetin inceliğini hem de gücün ağırlığını aynı anda hissettiren kareler yaratıyorlar. Olağanüstü manzaraların ortasındaki akışkan dans figürleri, izleyicilerin belleğinde uzun süre iz bırakıyor.

Onun vizyonu, baleyi modern çağın gözünden yeniden yorumlamak: daha erişilebilir, daha özgür, daha yaşam dolu bir formda. Aralık ayında Paris’te sahnelenecek ilk kişisel gösterisinde, özgürlüğünü kendi kararlarıyla kazanan, hayatını bir prensi bekleyerek harcamayan bir balerinin hikâyesini anlatacak. Dauberville, yeni nesil için modern baleyi sahneye taşırken, çocukluğundan beri onu motive eden sanata olan sevgisini de aynı kararlılıkla yaşatıyor.

“Bu makale ilk olarak global Mercedes-Benz Magazine'de yayınlanmıştır.”