“2.117 metrelik Falzarego Geçidi’ni ve Pordoi Geçidi’ni Maybach’ımızla rahat ve güvenli bir şekilde aştık… oldukça dik ve dar yollardı, ama aracımız harika bir iş çıkardı.” Bolzano ve Merano üzerinde muhteşem bir manzara. Maybach markasının kurucuları Wilhelm ve Karl’ın torunu ve aynı zamanda onların adını taşıyan vakfın kurucusu olan Ulrich Schmid-Maybach, Neumarkt in der Oberpfalz’daki Hofmann ailesinin Maybach Müzesi’nde on sayfalık seyahat günlüğünün sararmış sayfalarını karıştırırken, elindeki eserin ne kadar değerli bir hazine olduğunu kısa sürede fark ediyor. Yazarı kesin olarak belirlenemese de güçlü bir tahmin söz konusu: Metin büyük olasılıkla, o dönemde Maybach-Motorenbau GmbH’de mühendis ve genel satış müdürü olan Karl Schmid tarafından kaleme alınmış.

Schmid, Maybach Type 22/70 PS W 3 ile gerçekleştirdiği on günlük balayı yolculuğunu anlatıyor; bu yolculukta yeni evlendiği ve ismi belirtilmeyen eşiyle birlikte Alp'ler boyunca arabayı kendisi sürerek yolculuk ediyor. Schmid, özenli el yazısıyla yalnızca ülkeyi, insanları ve yol koşullarını değil, aynı zamanda ilk Maybach seri üretim aracının güvenilirliğini de kayda geçiriyor; bu aracı Alp'lerin ünlü geçitlerinde memnuniyetle sürüyor. O özünde bir mühendis; sadece eşine değil, otomobiline de büyük bir tutkuyla bağlı.
Dağların Fatihi ile Alp'lerde bir Macera | metime

Schmid-Maybach şöyle diyor: “Hayatınızın merkezinde aile geçmişiniz varsa, Karl Schmid’in günlüğü gibi bir keşif gerçekten çok özel bir an.” 1925 tarihli seyahat günlüğünün keşfi onu derinden etkilemiş ve 100 yıl sonra bu Alp yolculuğunu yaparak birebir aynı rotayı izlemesi için ona ilham vermiş. Hofmann ailesi ve Mercedes-Maybach arasınaki yakın bağ sayesinde bu süreç oldukça hızlı bir şekilde hayata geçirildi.

Birlikte, efsanevi “çift M” amblemini taşıyan, yeni ve klasik modellerden oluşan temsilî bir konvoyu hayata geçiriyorlar. Marka gazetecileri ve tutkunları, Haziran 2025’te Friedrichshafen’den, Konstanz Gölü kıyısından yola çıkarak yeni evli Schmid’lerin izinde ilerledi. Bir asırla ayrılan bu iki yolculuk arasındaki bağ neydi? Zamansız zarafeti en üst düzey konfor ve tavizsiz kaliteyle bir araya getiren, her yolculuğu benzersiz bir deneyime dönüştüren otomobiller.

Schmid’lerin tur aracı Maybach W 3 sedan bu gerekliliği zaten yerine getiriyor. Ne de olsa Karl Maybach’ın çalışmaları katı prensiplere dayanıyordu. Onun tek ölçütü mükemmellikti. Tasarımda detaylı, üretimde üstün kaliteye sahip araçları, rahat yolculuklar için maksimum alan ve konfor sunuyordu. O dönem bile modeller son derece seçkindi veyalnızca sipariş üzerine ve tamamen el işçiliğiyle üretiliyordu.

Tarihsel rotayı izleyen 2025 yolculuğu, 100 yıl önce de ayrıntılı biçimde kaydedildiği üzere önce Kara Orman’dan geçerek Biel Gölü üzerinden Lozan’a uzandı. Özel Maybach filosu, Beau-Rivage Palace otelinin seçkin atmosferiyle kusursuz biçimde bütünleşiyor. Cenevre Gölü kıyısında bu kadar yüksek seviyede lüks sunan çok az otel bulunuyor. Balayı çiftinin gerçekten burada konaklayıp konaklamadığı bilinmiyor.

Ancak bunu destekleyen birçok unsur var; çünkü bu lüks tesis, Maybach’ın “İyi olan aynı zamanda güzel olmalıdır.” ilkesini paylaşıyor. Otomotiv lüksünün öncüleri bir zamanlar stil açısından çağının ötesindeyken, kralların ve büyük isimlerin gözde konaklama yeri olan bu otel de kuruluşundan bu yana lüks otel atmosferinin ve nefes kesici Alp panoramasının güzelliğini teknolojik ilerlemenin sunduğu olanaklarla zenginleştirmeye çalışıyor. Sadece iki örnek vermek gerekirse: Beau-Rivage Palace, 1861 gibi erken bir tarihte görkemli süitlerinde konuklarına gaz aydınlatması sunuyordu; 1908’de ise misafirlerini tren istasyonundan otele en yüksek konforla taşımak için kendi aracını kullanıyordu.
Dağların Fatihi ile Alp'lerde bir Macera | metime

Mercedes-Maybach S-Serisi, Belle Époque tarzı otel girişinin yanında konumlanan 1936 Maybach SW 38 cabriolet ile birlikte zamansız bir zarafet sergiliyor. Tarihî model, Karl Maybach’ın hedeflediği teknik mükemmelliği muhtemelen açık havada sürüşün en lüks biçimiyle birleştirirken, modern karşılığı ise geçmişin değerlerinden ödün vermeden, her yönüyle sarıp sarmalayan konforlu ve olağanüstü bir sürüş deneyimi sunuyor. Tarihî Maybach Araçları Müzesi kurucusu Anna Hofmann’ın “Tarihi bilmezseniz, bugünü ve geleceği anlayamazsınız!” sözünü hatırlıyoruz ve bundan daha isabetli bir an olamayacağını düşünüyoruz.

Ertesi gün tamamen farklı otomotiv nitelikleri gerektiriyor: Mont Blanc kütlesinin hemen yakınında ve 4.000 metrelik ünlü zirveler arasında uzanan rota, 2.469 metre yüksekliğe ulaşan Great Saint Bernard’a kadar 40 kilometrenin üzerinde devam ediyor. Karl Schmid, rotanın bu bölümünü şöyle yazıyor: “Great Saint Bernard’a doğru: güzel, geniş, uzun bir tırmanış yolu, sıcak güneş, zirvede keşişten çok güzel bir karşılama, yaklaşık altı Saint Bernard ve iki küçük köpek…” ve tüm bunları Maybach’ının teknik özelliklerini göz önünde bulundurarak yazıyor. Başka bir geçit yolculuğunda şu not düşülmüş: “Araç kendini son derece başarılı bir şekilde kanıtlıyor.”
Dağların Fatihi ile Alp'lerde bir Macera | metime

Ulrich Schmid-Maybach, keşfinden hâlâ büyük bir memnuniyet duyuyor. “1925 tarihli seyahat günlüğü ve fotoğraflardan yeniden oluşturduğumuz Alp geçişi, o dönemdeki Maybach sürücülerinin yaşamına dair büyüleyici içgörüler sunuyor.” diyor ve bunu yeniden canlandırma yolculuğunun katılımcılarıyla sohbet ederken dile getiriyor. “Ailemi ve Maybach markasını şekillendiren öncü ruhu vurguluyor.”

Nitekim 1920’lerde Alpler’de böyle bir yolculuğa çıkmak için gereken ön koşullardan biri de tam olarak bu öncü ruhtu. Otomobillerin geçebileceği az sayıdaki dağ yolu bile çoğunlukla topraktı; düşük motor gücü ve dik yokuşlar, yolculuğun sonucunu çoğu zaman belirsiz hâle getiriyordu. O zamanlar sık yaşanan kazalar da bunu açıkça gösteriyor. “Yol keskin ve dik virajlara sahipti ve kısa bir süre önce içinde dört kişinin bulunduğu bir Fiat uçuruma yuvarlanmıştı,” diye not düşüyor seyahat günlüğünün yazarı. Bu da o dönemde Alpler üzerinden seyahatin ne denli tehlikeli olduğunun açık bir göstergesi.

Maybach-Motorenbau GmbH’nin kurucu babaları bu nedenle araçlarını gerçek koşullarda test etmek için düzenli dağ tırmanışlarına odaklandı. Bu bir başarıydı: Maybach modelleri “dağ fatihleri” olarak kabul edildi ve bu ünvanla tanıtıldı. En saf hâliyle mobilite sunma iddiası, markanın tüm modelleri için bugün de geçerliliğini koruyor. Bugün bir Maybach ile Alpler’den geçen herkes, aynı 100 yıl önce Schmid’lerin yaşadığı gibi mobilitenin sunduğu en yüksek mükemmellikle uyum içinde görkemli Alp manzarasını deneyimler. Maybach araçlarının her zaman üstün performansları, zarif tasarımları ve maksimum konforlarıyla etkileyici olması ve Mercedes-Maybach’ın bu mirası koruyarak geleceğe taşıması beni gururlandırıyor.” diyor Schmid-Maybach, yolculuğun sona erdiği Como Gölü’nde.

“Bu makale ilk olarak global Mercedes-Benz Magazine'de yayınlanmıştır.”